Bizans'tan Harakiri

"Budala Bizanslılar iyi düşünmeden, boş bir fikir ortaya atarak, Mehmed'e elçiler gönderdiler ve Mehmed Bizanslılar için çok zararlı ve mahvedici bir teşebbüsü ele aldı…” Dukas

Ey akılsızlar! Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda sizinle yeminle kararlaştırılmış bir sözleşme yaptık. Diyebilirim ki henüz mürekkebi dahi kurumamıştır. Şimdi ise Anadolu'ya sefer yaptığımızı ve Frigya'da bulunduğumuzu gördüğünüzden ve bundan faydalanarak, adetiniz olduğu üzere uydurduğunuz öcülerle bizi korkutmak, ürkütmek istiyorsunuz. Biz fikir ve kudretten mahrum çocuk değiliz. Orhan'ı Trakya padişahı yapmak isterseniz, hiç durmayınız! Macarları Tunadan bu tarafa geçirtmeği düşünüyorsanız, onlar da gelsinler. Siz de çok zaman evvel kaybettiğiniz yerleri geri almak için taarruza geçmek isterseniz, bunu da yapınız.

Yalnız şunu biliniz ki, bunlardan hiç birisine muvaffak olamayacaksınız bilakis ellerinizde bulunanları da kaybedeceksiniz. Mamafih isteklerinizi padişahıma arz edeceğim. O ne arzu ederse o olacak! Çandarlı Halil Paşa

Babası Sultan II. Murad'ın vefat haberi­ni alan Şehzade Mehmed maiyeti ile beraber derhal harekete geçerek Gelibolu üze­rinden süratle Edirne'ye gelmiş ve 18 Şubat 1451 Perşembe gü­nü tahta çıkmıştı.

II. Mehmed'in tahta çıkışını haber alan Avrupalı devletler birbirleriyle yarış edercesine el­çilerini Edirne'ye gönderdiler. Bunlar Bizans imparatoru, Sırp, Eflak ve Macar kralları, Trabzon-Rum imparatoru, Mora despo­tu, Raguza ve Ceneviz hükümet­leri, Rodos şövalyeleri ile Midilli ve Sakız adalarının murahhasla­rı idiler.

Daha babasının sağlığında henüz on üç yaşında iken bir müddet saltanatta kaldığında İstanbul'un fethini düşünen genç Mehmed muhtemelen şimdi de aynı tasavvurlar içe­risinde olduğundan bütün elçi­lere karşı yumuşak, güler yüzlü ve hoşgörülü davranıyordu. Fa­tih saltanatının ilk günlerinden itibaren uygulamaya koyduğu bu tasavvur ve kararlarını gizle­me alışkanlığını otuz yılık padi­şahlığı boyunca da devam etti­recektir. Öyle ki bir defasında seferin nereye olduğunu soran vezirlerinden birine:

Şayet sakalımdaki kıllar­dan biri bilse onu koparıp atardım diyerek bu konudaki kararlılığını ortaya koymuş ve bu politikası kendisine pek çok seferinde avantajlar sağlamıştır.

Her devletin elçileri makul isteklerini sıralıyor ve genç Os­manlı padişahı da bunları kabul ediyordu. Venedik'le 10 Eylülde yapılmış bulunan barış anlaşma­sını yeniledi. Macar elçileriyle üç yıllık bir barış antlaşması im­zalandı. Sırp elçilerine daha bir yakınlık gösterdi. Üvey annesi Mara Hatun'u kendi arzusu üze­rine babasının yanını gönderir­ken Sırp hududu üzerinde bir çok yerin gelirini ona tahsis ey­ledi. Alacalı işar (Krusevac) kale­sini anlaşma mukabilinde Sırp­lara bıraktı. Bundan başka Eflak, Midilli, Sakız, Rodos ve devlet­ler ile de anlaşmaları yeniledi.

Yeni Osmanlı padişahından en büyük yakınlığı ve güler yü­zü ise Bizans elçileri gördüler. II. Mehmed Han Şehzade Or­han'ı salıvermemesi karşılığında Çorlu ve civarını Bizans'a terk etti. Şehzade Orhan'ın masrafla­rı için yıllık üç yüz bin akçe tahsisat verilmesini memnuni­yetle kabul etti. Elçilerin arzula­rı üzerine bu tahsisat Selanik civarındaki Karasu mıntıkasının gelirlerinden tahsil ve tedarik olunacaktı.

Cahil  ve toy bir delikanlı

II. Mehmed'in gelen elçilerle bu şekilde lütufkar ve müsama­halı bir tarzda anlaşmaları yeni­lemesi, hakkında evvelce batıda oluşmuş kanaati destekler bir mahiyet almıştı. Zira daha on üç yaşında iken babası tarafından tahta çıkarılıp çok geçmeden de indirilen II. Mehmed Han hakkında Avrupa'da olumsuz kanaatler yayılmıştı. Kabiliyet­siz ve kudretsiz bir delikanlı ola­rak kabul edilmişti. Bu itibarla Sultan II. Murad han’ın vefat edip onun tekrar tahta çıkması hemen her tarafta tarifsiz bir sevince yol açmıştı. Osmanlı imparatorluğu bu beceriksiz hükümdar elinde dağılır ve kendiliğinden ortadan kalkar düşüncesi hakim olmaya başladı. Bu itibarla her padişah değişiminde kıpırdayan ve Türklere karşı faaliyete geçen Balkanlar ve Avrupa bu kez ses­sizdi.

Bizans sarayında yedi yıl ge­çirmiş, politik emel ve beklenti­leri olan Toletinolu Francesco Filelfo bu durumdan istifade edilmemesini acı bir lisanla ten­kit ediyor ve batının topyekün harekete geçme zamanının gel­diğini söylüyordu. Onun Fransa kralı VII. Charles'a gönderdiği mektup batılıların geleceğin Fa­tih'i hakkındaki düşüncelerini yansıtması bakımından pek mü­himdir.

Filelfo mektubuna Türklere karşı bir haçlı seferi başlatma işinin Fransa kralına düştüğünü bildirmekle başlıyordu. Onun gibi kurnaz bir adam böyle bir seferin bahanesini kolaylıkla bulabilirdi. Osmanlıların çıkara­bilecekleri kuvvet en fazla alt­mış bin kişi idi. Şu anda başları­na geçen hükümdar ise son de­rece beceriksizdi. Savaş tecrü­besi hiç olmadığı gibi cahil ve toydu. Kendisini şaraba ve ka­dınlara vermişti. Türklere son darbeyi indirmek için bundan iyi fırsat bulunamazdı. Osmanlı­ların direnmesi dahi mümkün değildi. Haçlı ordusu hiç zorluk çekmeden Kostantiniyye'ye kadar ilerleyecek ve Bizans im­paratoru ile güçlerini birleştir­dikten sonra Türkleri Balkanlar­dan sonsuza dek çıkaracaktı. Hatta daha da fazlasını yaparak Asya'ya geçip aman vermeden ezebileceklerdi. Böylece bir da­ha toparlanmalarına imkan bıra­kılmayacaktı.

Kral Charles'a; karşınızda sadece kaba ve cahil insanlar var. Bir gurup çapulcu, rüşvet­çi ve ahlaksız kölelerden iba­ret bir topluluk. Siz bütün dü­şüncenizi bu son derece lü­zumlu, onurlu ve şanlı savaşa odaklayın. Dindarlığınızın ve yüce gönüllülüğünüzün sesine uyun, diyerek hitap eden Filelfo mektubunu:

Haydi öyleyse kral Charles ileri diyerek bitiriyordu.

İşte zaman zaman Fatih hak­kındaki, haremde şarap ve ka­dınlarla geçen sefih hayat, tar­zındaki yazıların ve değerlendir­melerin kaynağı . Bizans'ı ayakta tutmağa çalışan, Türkleri ez­mekten ve yok etmekten başka bir emeli bulunmayan, bunun için bütün Avrupa'yı harekete geçirmeyi planlayan, siyasi bek­lentiler içindeki bir sergerde­den başka ne tür ifadeler bek­lenebilirdi...

O, davası uğruna çırpınan bi­ri. Ancak onun hezeyanlarını kaynak olarak kullananların ne kadar zavallı oldukları aşikar de­ğil mi?

Öte yandan Sultan II. Mehmed'e karşı ilk hareket batı yeri­ne doğudan geldi. Karamanoğulları her padişah değişikli­ğinde olduğu gibi bir kez daha Osmanlı topraklanın işgale kal­kışmışlardı. İhtimaldir ki bu du­rumu fırsat bilen Avrupalıların da teşebbüse geçeceklerini dü­şünüyor ve Osmanlılardan ta­vizler koparacağını ümit ediyor­du.

II. Mehmed Han Karamanoğlu'nun faaliyetlerini haber alınca Anadolu beylerbeyliğine getirdiği İshak paşayı önceden ileri sevk ettiği gibi kendisi de Rumeli'de gerekli düzenlemele­ri yaptıktan sonra:

Bizimle saltanat lafın eder­miş ol Karamani

Hûda fırsat verirse kara ye­re karam anı

diyerek sefere çıktı. Hünka­rın Akşehir'e geldiğini ve geçti­ği yerlerde halkın kendisine bü­yük teveccühünü gören Karamanoğlu İbrahim bey Konya'da da duramayıp Taşeli dağlarına çekilmek zorunda kaldı. Suçu­nun bağışlanmasını rica ederek barış yapmak üzere ulemadan Mevlana Veli başkanlığında bir elçilik heyetini kıymetli hedi­yeler ile birlikte padişaha gön­derdi.

Diğer taraftan Avrupa ve Bi­zans'ta genç Osmanlı padişahı hakkında varılan kanaat tam ma­nasıyla zihinlerde yer etmiş bu­lunuyordu. Bu itibarla Bizans, anlaşma yapmakta acele ettiği­ne inanmış ve bu toy delikanlı­dan daha çok menfaat elde ede­bileceği düşüncesine kapılmış­tı. Karamanlıların Osmanlı top­raklarını işgale başlamış olmala­rı da düşüncelerini doğrulamı­yor muydu? Şiddetli tartışmalar­dan sonra yeni bir elçilik heyeti­ni padişaha göndermeye karar verdiler.

Anlaşmayı Bizans bozdu

Nitekim Bizans elçileri de Osmanlılar Karaman seferi için Frigya'da bulunurlarken ordu­gaha geldiler. Öncelikle veziri azam Çandarlı Halil paşayı ziyaret eden elçiler:

Şehzade Orhan da Sultan Mehmed gibi Osmanlı hanedanındandır. Kendisini her gün yüzlerce insan ziyaret etmektedir. Bunlar onu padişah olarak görmek istemekte ve bu işe girişmeye teşvik et­mektedirler. Sevenlerine ihsanda bulunmak ve gönülleri  elde etmek isteyen Orhan bey ise maddi bakımdan yete­rince güçlü olmadığından devamlı olarak imparatora mü­racaat etmektedir. İmparatorumuz ise onun bu isteğini karşılayabilecek durumda değildir. Bu itibarla Orhan için kararlaştırılmış bulunan üç yüz bin akçeyi iki katına çı­karmanız gerekecektir. Yoksa imparator kendisini serbest bırakmak zorunda kalacak­tır. İmparatorumuz Osman oğullarını beslemek zorunda değildir, dediler.

Çandarlı Halil Paşa Bizans­lıların maksadını anlamıştı. An­cak bu isteğin Bizans'la aralar­ının açılıp İstanbul'un fethine kadar gidecek olaylar manzu­mesinin başlangıcı olacağını sezinlemişti. Oysa kendisi de Bi­zans'la çatışmaya sebep olacak bir problem çıkmasını istemi­yordu. Nitekim İstanbul kuşat­ması boyunca hep anlaşma ta­raftarı olacak ve muhasaranın kaldırılması yönünde görüş be­lirtecektir. Şimdi Bizanslıların bu girişiminden son derece hu­zursuz olmuştu. İhtimaldir ki Bi­zanslılar genç padişahı yanlış değerlendirmişler ve yapılan anlaşmayı bozma cüretini göstermişlerdi. Çandarlı şaşkınlığı­nın da ötesinde büyük bir kız­gınlıkla:

Ey akılsız ve şaşkın Bizans­lılar! Tasavvurlarınızdaki şey­tanlıkları ben çoktan bilir­dim. Bu bildiklerinizi unutun. Merhum II. Murad halim tabiatli herkese karşı ciddi ve sa­dık bir dosttu. Bugünkü padi­şahımız ise zannettiğiniz gibi sizlere karşı o kadar iyi fikir beslememektedir. Kendisinin cesaretini, sertliğini ve şiddeti­ni bildiğimden şayet İstanbul onun eline geçmekten kurtulursa bunu Cenab-ı Hakkın si­ze büyük bir lütfü bileceğim.

Ey akılsızlar! Daha dün de­necek kadar yakın bir zaman­da sizinle yeminle kararlaş­tırılmış bir sözleşme yaptık. Diyebilirim ki henüz mürek­kebi dahi kurumamıştır. Şim­di ise Anadolu'ya sefer yaptığı­mızı ve Frigya'da bulunduğumuzu gördüğünüzden fayda­lanarak, adetiniz olduğu üze­re uydurduğunuz öcülerle bi­zi korkutmak, ürkütmek isti­yorsunuz. Biz fikir ve kudret­ten mahrum çocuk değiliz. Or­han'ı Trakya padişahı yap­mak isterseniz, hiç durmayı­nız! Macarları Tunadan bu ta­rafa geçirtmeği düşünüyorsa­nız, onlar da gelsinler. Siz de çok zaman evvel kaybettiğiniz yerleri geri almak için taar­ruza geçmek isterseniz, bunu da yapınız.

Yalnız şunu biliniz ki, bun­lardan hiç birisine muvaffak olamayacaksınız bilakis elle­rinizde bulunanları da kaybedeceksiniz. Mamafih istek­lerinizi padişahıma arz edece­ğim. O ne arzu ederse o ola­cak!

Edirne'ye gelince görüşürüz

Sultan II. Mehmed imparator ve senatonun isteklerini ve vezir-i azamla görüşmelerini öğ­rendikten sonra hiddetlendi. Buna rağmen görüşmede duy­gularını belli etmemeye özen gösterdi. Elçileri güler yüzle ka­bul etti. Sükunet içerisinde din­ledi. Kendilerine:

Az zaman sonra Edirne'ye dö­neceğim. Orada görüştükten sonra arzularınızı yerine getireceğim, diyerek kısa fakat manidar bir cevap verdi. Çandarlı'nın aksine padişah­tan yumuşak bir görüşme yapan elçiler biraz şaşkınlık ve biraz da ümit içerisinde geriye döndü­ler. Muhtemelen genç padişa­hın sözlerinin ne anlama geldi­ğini anlayamamışlardı.

İşte, Bizans'ın yeni senaryo­lar içerisine girmesi ve yapılan anlaşmayı çiğnemesi II. Meh­med Han’ı Karamanoğlu'nu ta­kipten vazgeçirdi. Gelen elçilik heyetini ve kendi vezirlerinin barış isteklerini kırmadı.

Sultan Mehmed  Bizans elçile­rini gönderdikten ve Karamanoğlu ile sulh yaptıktan birkaç gün sonra Edirne'ye doğru yola çıktı. Gelibolu'ya doğru gidecek iken yolda Frenk gemilerinin Çanakkale boğazında bulun­duklarını haberdar aldı. Bunun üzerine Kocaeli üzerinden İs­tanbul boğazına geldi. Anadolu hisarından Rumeli'ye geçerken Çandarlı Halil Paşaya Lala bu­raya bir hisar gerektir, diyerek Rumeli hisarının ilk sinyallerini verdi. Sultan Mehmed'in kale yaptırmak istediği mevki Bi­zanslıların Harmaneum Promentarium dedikleri boğazın en dar yerlerinden biri olup Anadolu hisarının tam karşısın­da yer alıyordu.

Boğazın kontrol altına alın­ması şüphesiz Osmanlılara pek çok faydalar temin edecekti. Yeni hisar sayesinde boğazda karşıdan karşıya geçmelerinin rahatlıkla sağlanması yanında düşman gemilerinin geçmesine mani olunacak ve Bizans'ın zahiresiz bırakılması da mümkün olacaktı.

Genç Osmanlı padişahı Edir­ne'ye varır varmaz ilk iş olarak Karasu havalisine adamlar gön­dererek Orhan'ın tahsisatı için ayrılan varidatın verilmemesini emretti. Bu vergiyi toplamak üzere oraya gelmiş bulunan im­paratorun memurlarını da kovdurttu. Bu hareketi ile padi­şah da anlaşmanın hukuken kalktığını göstermiş oluyordu.

İkinci iş olarak da memleke­tin bütün idarecilerine umumi bir emir göndererek duvarcı us­tası, dülger, kafi miktarda amele ve kireççi ile gerekli her türlü malzemenin hazır edilmesini ferman etti.

NİYETİM VE HİMMETİM İSTANBUL ÜZERİNEDİR

Sultan II. Mehmed Edirne'de İstanbul kuşatması hazırlıkları ile meşgul iken devlet erkanı ile ulema ve komutanlann fikirlerini öğrenmek için de onları bir toplantıya çağırdı. Ancak toplantının mahiyetini kimse bilmiyordu. Çünkü toplantıya gelenler ağırlanmış, yedirilip içirildikten sonra dualar edilmiş ve bundan sonra da vezirler tarafından padişaha devlet işleri hakkında alelusul bilgiler verilmişti. Nihayet genç padişah mecliste olanlara hitap ederek:

Uzun bir süredir hatırımda bir düşünce vardır, onu sizinle müşavere etmek isterim. Zira insanlar fikir, anlayış ve zeka bakımından ne derecede ileride olurlarsa olsunlar bu meziyetler, kendilerini başkalarıyla müşavere etmekten geri bırakmamalıdır. Hazreti peygamber efendimiz dahi bundan müstağni kalmamış ve böyle yapılmasını emir buyurmuşlardır. Bu itibarla ortaya atacağım mesele hakkında herkes fikirlerini açıkça ifade etmelidir.

Meclistekiler padişahın düşüncesi yanında kendilerininkinin bir şey ifade etmeyeceğini fakat padişahın emirlerini yerine getirmiş olmak için düşünebildiklerini arz edeceklerini söyleyince padişah tekrar söze başlayarak:

Dünya devleti müebbet olmaz ve bu cihan-ı fanide kimse devamlı kalmaz. Kişinin yaratılmasındaki maksat bir olan Allah'ı tanımak ve yaşandığı müddetçe O'nun dergahına yaklaşmağa çalışmaktır. En faziletli insan küfür ve dalalet içinde bulunanlara karşı savaşandır. Bakınız Kostantiniyye beldesi ki bağ-ı İrem ondan bir köşedir, ismi ve resmi ile illerde meşhur ve dillerde mezkurdur. Onun gibi bir menzil-i şerif ve makam-ı latif benim saltanat-ı zamanımda eyyam-ı devletimde küfür ocağı ve bağiler yatağı ve dağiler durağı olsun, layık mıdır? Niyetim ve himmetim onun üzerine çevrilmiştir, dedi.

Bu arada devletin kuruluşundan, Rumeli'ye geçişten, dedelerinin çektiği sıkıntılardan, Bizans'ın hile ve desiselerinden ve çevirdiği entrikalardan bahseden padişah, Bizans işini halletmeden hiçbir mühim işe girişmeyeceğini, bundan ötürü devlet erkanının bu husustaki fikirlerini öğrenmek istediğini belirtti.

<p class="Style9" style