Sultan II. Abdülhamid Han

2.Abdülhamid.HanIIOsmânlı pâdişâhlarının otuzdördüncüsü ve islâm halîfelerinin doksandokuzuncusudur.

Sultân Abdülmecîd hânın ikinci oğludur.

21 Eylül 1258 [m. 1842] de tevellüd,

1 Şubat 1336 [m. 1918] da Beğlerbeği serâyında vefât etdi.

Çenberlitaşda, dedesi sultân ikinci Mahmûdun türbesindedir. Sultân Abdül’azîz hânı şehîd eden Midhat pâşa ve arkadaşları 30 Mayıs 1293 [m. 1876] günü serây hazînesini ve sultân Azîz hânın şahsî servetini de yağma etdikden sonra, sultân Abdülmecîdin Şevk-efzâ vâlide sultândan olan birinci oğlu beşinci Murâdı o gün halîfe yapdılar.Ondördüncü asrın müceddidi idi. Osmanlı pâ­dişâhlarının otuzdördüncüsü ve en yüksekleri idi. İslâm halifelerinin doksandokuzuncusu idi. 1258 [m. 1842] de tevellüd etdi. 1293 de halife oldu. 1336 [m. 1918] de vefat etdi. Çemberlitaşda, dedesi sultân Mahmûdun türbesindedir. İslâmiyyete hizmeti, saymakla bitirilemez. Halîfe Abdül'azîz hân, islâm düşmanlarına âlet olanlar tarafından şehîd edilip, sonra 5.ci Murâd da hal' edilip, kendisi kukla olarak halîfe yapıldı. Hükümeti ele geçirenler, Avrupada belirli ocakların islâmiyyeti yok etmek için hazırladığı yıkıcı plânları ve reform dedikleri baltalamaları, kıyasıya hortlatmağa başlarken, arslan gibi önlerine dikildi. Soyu asil, ruhu te­miz, aklı, zekâsı ve ilmi fevkalâde üstün olduğu için, islâma karşı asrlar boyunca hazırlanmış olan sinsi, alçak ve vahşî suikasdı hemen sezdi. Hâzırlıyanları ve maşa olarak kullandıkları sahte hürriyyet kahramanlarını, iş başından uzaklaşdırdı. Ellerindeki paçavralarını parçaladı. Allahü teâlânın emrlerinin değişdirilmesini, kaldırılmasını önledi. İslâm bilgilerini ya'nî din ve fen ve ahlâk bilgile­rini memleketin her yerine yaydı. Çok sayıda kültürlü din adamı yetişdîrdi. Mil­leti otuzbir sene, Allahü teâlânın emri ile idare etdi. Müslimân, temiz bir gençlik yetişdirdi. Küfrün, irtidâdın, İslâm düşmanlığının kökünü kazıdı. Bu yüzden düş­manların hedefi oldu. Yıllarca kötülendi, iftiralara uğradı. Sonra gelen gençliğe, büsbütün yanlış olarak tanıtıldı. Fekat insaflı yazılan târihleri okuyanlar ve onun, ilme, fenne, sanâyı'a, ticârete, ahlâka, kısaca insanlığa bırakdığı eserlerini gö­renler, bu iftiralara aldanmadı. Ona dil uzatan yalancı kahramanlardan, ilm ada­mı, yazar maskesi altında çalışan islâm düşmanlarından ve bunların küstahça söy­ledikleri yalanlardan nefret etdiler. Onun büyüklüğü karşısında hayran kaldılar.

Önce, bir sene beş ay devlet idaresine karışdırılmadı. Memleketi sadr-ı a'zam Midhat paşa ve arkadaşları idare etdi. 24 Nisan 1295 [m. 1877] de Rus harbine sebeb oldular. Mâlî 1293 senesine rastladığı için (93 harbi) denilmekdedir. 93 harbi Edirne mütârekesine kadar dokuz ay sürdü. Müşîr yaptıkları Süleyman pa­şa Şıpka geçidinde büyük gaflet yaparak, en seçkin Türk birliklerinin harcan­masına sebeb oldu. Bu hezimete kahramanlık denilerek başkumandan yapıldı. Fekat, Filibeye ve oradan Edirneye kaçdı. Edirnede de tutunamayıp mütâreke is­tedi. Mütâreke Abdülhamîd hânın, kraliçe Viktoryaya çektiği telgraf üzerine mümkin olabildi. Ruslar ve Bulgarlar, onbinlerce Türk kadın ve çocuğunu kesdiler. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristandan, İstanbola hicret etdi. O zeman Rusyanın nüfûsu doksan, Osmanlıların ise altmışdört milyondu. Sultân Abdülhamîd hân, fâci'aları görünce, Edirne mütârekesinden onüçgün sonra, 13 Şubat 1296 [m. 1878] da Meclis-i meb'ûsânı kapatdı. Devlet idaresini eline aldı. Meb'ûsların ancak yüzde kırkı Türkdü. Bu parlamento devam etseydi, Osmanlı devleti, dahâ o zeman parçalanacakdı. Sultân Abdülhamîd hânın ilk ve büyük başarısı, bu fe­lâketi görmesi ve önlemesi oldu.

Osmanlılara imzâlatdırılan 3 Mart 1878 Ayastefanos [Yeşilköy] mu'âhedesini sultân Abdülhamîd hân bir dürlü hazm edemedi. Dâhiyane bir kurnazlıkla, 4 Ha­ziran 1878 de İngiltere ile gizlice anlaşdı. Kıbrıs adasının idaresini İngiltereye bırakdı. Adanın gelirleri her yıl İstanbola yollanacak, ada Osmanlı İmperatorluğunun bir parçası kalacakdı. Buna karşılık, İngiltere Ayastefanos mu'âhedesinin Türkiye lehine değişdirilmesine yardım edecekdi. Böylece, Berlin mu'âhedesi13 Temmuz 1878 de imzalanarak,topraklarımızın çoğu geri alındı. Bu harbde, para tazmînâtı pek ağır oldu. Sultân Abdülhamîd, buna da pek dâhiyane çâre buldu. [m. 1881] de Düyûn-i umûmiyye idaresi kurarak, borçları, ikiyüzelliiki mil­yondan, yüzaltı milyona indirdi. Bu büyük başarısı, memlekete, unutulmaz bir hizmet oldu. Büyük devletlerin bütün baskılarına rağmen, Abdülhamîd hân, Ber­lin mu'âhedesinin, Anadolunun şarkında ermenîlere muhtâriyyet veren madde­sini hiç tatbik etmedi. Midhat paşa ve arkadaşları, Rusyanın harb açmasına se­beb oldu. Bütün Rumeli ve Anadolunun büyük kısmı Rusyanın eline geçdi. Dahilî işler, masonların elinde kaldı. İslâmiyyeti yıkmak, dinde reformlar yapılmak is­teniyordu. Bunun için, din adamları câhil yetişdiriliyordu. Alman tarihçisi Hans Kramer, (Ondokuzuncu asr) adındaki büyük târih kitabının üçüncü cildi, yirmialtıncı sahîfesinde (desserı klugen Bruder Abdülhamîd II) beşinci Muradın akıllı kardeşi diye övdüğü sultân ikinci Abdülhamîd, memleketin felâkete götürüldü­ğünü, paşaların mason olduklarını görerek, meclisi kapatdı. İrâde-i seniyye ve meclis-i vükelâ [Bakanlar kurulu] karârı ile, meclis-i meb'ûsan ta'tîl edildi. Meşrûtiyyet ve bunu sağlıyan doksanüç (93) kânûn-i esâsîsi [anayasası] ilga edilme­di. Bu anayasa 1908 de ikinci meşrûtiyyetin i'lânına kadar devam etmişdir. Sultân Abdülhamîd hân, a'yân üyelerinin [senatörlerin] vazifelerine de son vermedi. Yaşıyanları, 1908 millet meclisine dâhil oldular. Sultân Abdülhamîd hân, (Kânunu­muz Kur'ân-ı azîm-üş-şândır) diyerek, devleti, milleti otuzbir sene, Allahü teâlânın emrlerine göre, adaletle idare etdi. Millet sulh, bolluk, ucuzluk, rahat ve hu­zur içinde yaşadı.

Otuziki sene, yedi ay ve yirmiyedi gün süren hükümdarlık zemanı içinde bir avuç toprak vermedi. Her vilâyetde mektebler, hastahâneler, yollar, çeşmeler, Viyanadan başka biryerde eşi bulunmıyan, modern bir tıp fakültesi yapdırdı. [1293] de Mekteb-i Mülkiyyeyi yapdırdı. [1296] da bir müze yapdırdı. [1297] de hukuk mektebi ve dîvân-ı muhasebatı [Sayıştay] kurdu ve Beyoğlu kadın hastahânesini yapdırdı. [1299] da güzel san'atlar akademisi, [1300] de yüksek ticâret mektebi, [1301] de yüksek mühendis mektebi ve yatılı kız lisesi açdı. [1303] de Terkos suyunu İstanbola getirtdi ve mülkiye lisesini açdı. [1305] de Alman imperatörü İstanbola gelip, sultân Ahmed meydânında Alman çeşmesi yapıldı. [1307] de Bursada ipekçilik mektebini yapdırdı. [1308] de Halkalı zirâ'at ve baytar mek­tebi ve Kâğıthânede bir poligon kurdurdu. [1309] da Bursa demiryolunu ve Aşi­ret mektebini yapdırdı. [1310] da Üsküdar lisesi ve Rüşdiyye mektebleri ve yeni postahâne binası ve Osmanlı bankası ile Reji binalarını ve (Yafa-Kudüs) demir­yolu ile Ankara demiryolu yapıldı. Yine [1310] da Hamîdiyye kâğıt fabrikası, Ka­dıköy havagazı fabrikası ve Beyrut limanı rıhtımını yapdırdı. [1311] de Osmanlı sigorta şirketi ve Küçüksu barajı ve (Manastır - Selanik) demiryolu yapıldı. [1312] de (Şam-Horan) demiryolu ve (Eskişehir - Kütahya) demiryolu yapıldı. Yine [1312] de Hamîdiyye yüksek ticaret mektebi ve (Galata - Tophane) rıhtımı, Dolmabağçe sâ'at kulesi yapıldı. [1313] de (Beyrut-Şâm) demiryolu, Dâr-ül-aceze binası, mum fabrikası, (Afyon - Konya) demiryolu, Sakız limanı rıhtımı, şimdiki istanbol lisesi binası, (İstanbol - Selanik) demiryolu yapıldı. Ereğli kömür ocakları çalışdırıldı. [1314] de Tuna nehrinde Demirkapı kanalını, kapalıçarşı ta'mîrini yapdırdı. [1313] Yunan zaferini kazandı. Akl hastahânesi yapdırdı. [1316] da Şişlide Hamîdiyye Etfâl hastahânesini yapdırdı. [1318] de Medîne-i münevvereye kadar telgraf hattı yapdırdı. [1320] de Hamîdiyye Hicaz demiryolu Zerkaya kadar işledi. Kâğıthânedeki Hamîdiyye suyu yapıldı. Yeni balıkhane, Haydarpaşa rıhtımı, ma'den arama mektebi, Şâmda tıbbiyye-i mülkiyye yapıldı. Haydarpâşada askerî tıbbiyye mek­teb-i şahanesi 24 Teşrîn-i evvel 1321 de açıldı. [1322] de dilsiz ve sağırlar mek­tebi açıldı. [1322] de Bingâzîye telgraf hattı yapıldı. [1323] de (İstanbol - Kösten­ce) kablosu döşendi. Haydarpaşa istasyonu binası yapıldı. Beşiktaş tepesindeki Yıldız serayını ve önündeki câmi'i yapdırdı. Velhâsıl Avrupada yapılan yenilikle­rin hepsini en modern şekilde yurdumuzda yapdırdı. Ne yazık ki, [1326] da tahtdan indirilince bütün bu ilerlemeler durdu ve memleket kana boyandı. Abdülha­mîd hân, (İstanbol - Eskişehir-Ankara) ve (Eskişehir- Adana - Bağdâd) ve (Ada­na - Şam - Medine) demiryollarını yapdırdığı zeman, başka memleketlerde bu ka­dar demiryolu yokdu. Din bilgileri, fen ve edebiyyât üzerinde çok kitâb basdırdı. Köylere kadar kurslar açdırdı. Parasız kitâblar gönderdi. O kadar çok kitâb bas­tırdı ki, onun zemanında, köylere kadar dağıtılan din kitâbları, senelerce topla­tılıp, yığınlar hâlinde yakdırıldığı ve kamyon doluları İzmit selüloz fabrikasına gön­derilerek kese kâğıdı hamuruna çevrildikleri hâlde, şimdi her yerde yine bolbol bulunmakda, temiz gençlik okuyarak doğru îmânlı yetişmekdedir. Harb gücünü gayb etmiş olan eski gemileri Halice çekip, Avrupada yeni yapılan üstün evsâflı kruvazörler, zırhlılar ile donanmayı kuvvetlendirdi. Askeri, subayı öyle şerefli olmuşdu ki, bir kahve önünden bir binbaşı geçerken kahvede oturanlar ayağa kalkarak saygı gösterirlerdi. Öyle bereket vardı ki, bir binbaşının evinde pişen yemekden, bir mahalle fakirlerinin karnı doyardı. Bütün millet, sivil, asker, herkes, Allah için birbirini çok severdi. Yalnız [1313] yılında, Yunan isyanı oldu. Edhem paşa kumandasında gönderdiği askeri, kendisi, serâydan idare ediyordu. Askeri, yirmidört sâ'atde Termopil geçidini aşıp, Atinaya girdi. Bütün Avrupa kumandan­ları buna şaşırdı. Çünki, Alman kurmayları, Osmanlı ordusu, Termopili altı ayda geçemez diye rapor vermişdi. Bu [1313] zaferi yer yüzünde, son islâm cihâdı idi. Bundan sonra (Cihâd-ı fî-sebîliilah) kalmadı.

İkinci Abdülhamîd hânın güzel ahlâkını, dîne olan bağlılığını, edeb ve haya­sının derecesini, aklını, ilmini, adaletini, millet için durmadan çalışdığını, hiç cân yakmadığını, düşmanlarına bile iyilik etdiğini, islâm düşmanı olan masonların aldatdıkları ve maşa olarak kullandıkları satılmışları bile afv etdiğini anlamak istiyenlere, (Mâbeyn baş kâtibi) küçük Sa'îd beğin (Hatırât-ı Abdülhamîd-i hân-ı sâni) kitabını okumalarını tavsiye ederiz. Ermeni komitecilerin ve milletlerarası mason teşkilâtının hazırladıkları ve 21 Temmuz 1323 [m. 1905] günü cum'a nemâzını kılıp Yıldız câmi'inden çıkarken patlatılan bir arabadaki sâ'atli bomba­dan kurtulunca, binlerce seyirci ve ecnebî diplomatlara karşı, düşünmeden, he­men söylediği şu kelimeler, kalbinin temizliğini, milletin, olgun, şefkatli bir ba­bası olduğunu göstermeye yetişir sanırız: (Kendimce en büyük emel, ehâlînin rahar ve mes'ûd olmasıdır. Bu uğurda, gece-gündüz nasıl çalışıldığı ve gayret gösterildiği ma'lûmdur. Gayret ve hüsn-i niyyetimin min tarafillah mükâfatı, şu hâdiseden, hıfz-ı Hudâ ile, emin olmaklığımdır. Onun için, cenâb-ı Hakka şükr ve hamd ederim. Müte'essir olduğum birşey varsa, asker evlâdlarımdan ve ehâliden ba'zılarının telef ve mecruh olmalarıdır. Buna, ilelebed teessüf ederim. Tebe'amın, hakkımda göstermiş oldukları hissiyata an-samîmilkalb memnuniyetimi beyân eyler, âfât-i semâviyye ve erdıyyeden masûniyyetleri için düâ ederim).

Merkezi Selânikde bulunan üçüncü ordunun genç subayları, ittihâdcılar ta­rafından aldatıldı. 7 Temmuzda Şemsî paşateğmen Âtıf tarafından vuruldu. Kar­deş kanı dökülmemesi için sultân Hamid hân, 27 Cemâzil-âhır 1326 ve 23 Tem­muz 1908 de ikinci meşrûtiyyeti açdı. Silâh baskısı altında seçim yapıldı.  17 Birinci kânun [Aralık] da meclis açıldı. Bununla, otuz yıl durmuş olan fâci'alar tekrar başladı. 5 Ekim 1908 de, Bulgaristan prensliği, krallığını ilân ederek Osman­lılardan ayrıldı. Yine o târihde, Avusturya, Bosna Herseki ilhak etdi. Yunanistan da baş kaldırıp, beş sene sonra Giridiilhak eyledi. 14 Nisan 1909 da Adana'da ermeni ihtilâli oldu. Müslimânların mallarına, canlarına, ırzlarına saldırdılar. 1850 Türk'ü öldürdüler. İttihâdcılar buna seyirci kaldılar. Halk, onyedibin ermeniyi öldürüp isyan basdırıldı. İttihâdcılar Avrupalılara şirin görünmek için yüzlerce müslimânı kesdiler, asdılar. Bu zulmleri, o zeman Adana vâlîsi olan meşhur Cemal paşa yapdı. Dâhiliyye nâzırı Talat paşanın takdirine mazhar oldu. Bu hâdiseler dolayısiyle, ittihâdcılar da, [1914] de meclisi kapatdı. Sultân Hamîde hak vermek zorunda kaldılar.

31 Mart vak'ası adı ile meşhur olan 13 Nisan 1327 [m. 1909] hareketi ile sul­tân Abdülhamidin hiçbir alâkası olmadığı, kat'î olarak anlaşılmışdır. İttihâdcıların, pâdişâha sâdık birinci orduya güvenmiyerek, Selânik'deki üçüncü ordudan getirdikleri avcı taburlarının çıkardığı tesbît edilmişdir. Ya'nî ittihâdcıların bir ter­tibi olmuşdur. İttihâdcılar, böylece Selânikden Bulgar, Sırb, Yunan, Arnavud yağ­macılarının meydana getirdikleri hareket ordusunu İstanbola gönderdi. Tal'at beğin baskısı ile, sultân, 27 Nisan 1327 [m. 1909] da tahtdan indirildi. Son meşrûtiyyet zemanında hükümdarlığı dokuz ay, beş gündür. Selânikden gelen, toplama ve frenk silâhlarını taşıyan hareket ordusuna karşı koymak istiyen kumandan­lara, çarpışılmamasını, müslimân kanı dökülmemesini sıkı emr verdi. İsteseydi, yalnız Taksim ve Taş kışladaki talimli asker ve sâdık subaylar, gelen çapulcu alaylarını darmadağınık edebilirdi. Fekat, kardeş kanının dökülmesini istemedi. İstanbola giren hareket ordusu kumandanları, doğru Yıldız serâyına geldiler. Ha­zîneyi, asrlardan beri toplanmış olan kıymetli yadigârları ve dünyânın en zengin kütübhânelerinden olan serây kitâblığını yağma etdiler. Pâdişâhın altın arabası bile parçalanıp paylaşıldı. Bu barbarca saldıranlar, birer kahraman, kurtarıcı i'lân edildi. O yıl, ittihâdcılar Sultânı tahtdan indirdi. Yerine, kendinden iki yaş küçük olan kardeşi Muhammed Reşâdı geçirdiler. Sultân Reşâd, ihtiyar, sessizdi. Ortalığı kana boyıyanların, gönülden müslimân olmadıklarını görüyordu. Bu ca­navarlar karşısında âciz, zevallı bir kukla hâlinde idi. İttihâdcılar, sultân Hamîdi lekeliyecek bir suç bulamadılar. Milletin onu çok sevdiğini, saydığını görerek, öl­dürmeğe de cesaret edemediler. Hemen o gece, kurmay binbaşı Fethi Okyarın emrinde olarak, trenle Selâniğe götürdüler. Orada Alâtini köşkünde habs edildi. Ömrünü okumakla ve ibâdetle geçirdi. Hükümeti ele geçiren ittihâdcıların çoğu, hattâ din işleri başkanı olan şeyh-ul islâm efendileri dahî mason idi. Sultân Hamîd hânın kansız ve huzur içinde geçen idaresinden sonra, memleket ittihâdcılar elinde, siyasi i'dâmlar, sû-i kasdlar ülkesi oldu. Çok kimseleri i'dâm etdiler. Bir­birlerini, hattâ kendi baş kumandanları olan Mahmûd Şevket paşayı da, dört aylık sadrı a'zam iken, 11 Hazîran 1331 [1913] de kendileri öldürdü. Yerine ge­tirilen Mısr prensi Said Halîm paşanın 3 sene, 7 ay ve 23 günlük, ve bunun ye­rine gelen Tal'at paşanın birbuçuk senelik sadâret zemanlarında, memleket kar­ma karışık oldu. Herkes ölüm, habs korkusu içinde idi. Cân, mal ve nâmûs emniyyeti kalmadı. İslâm düşmanlığı, küfr ve irtidâd moda olmağa başladı. Her vilâyetde zâlimler, ırz düşmanları türedi. 1329 [m. 1911] de Arnavud isyanı oldu. Mahmûd Şevket paşa büyük kuvvetle önliyemedi. Sultân Reşâd 16 Haziranda Kosovaya gitdi. Beşyüzyirmiiki sene önce dedesinin zafer kazandığı yerde yüzbin Arnavud ile cum'a nemâzı kıldı. Huzuru te'mîn etdi. Mahmûd Şevket paşanın sekseniki taburla yapamadığını, sultân Muhammed Reşâd, bir gövde gösterisi ile te'mîn eyledi. Ebüzziyâ takvîminin 19 Şubat 1945 pazartesi yaprağında diyor ki:

(Meşrûtiyyetin başlangıcı, memleketimiz için büyük felâket ve ziyânlara sebeb oldu. Çünki, 1329 [m. 1911] da Trablusgarb İtalyanlara bırakıldı. 1331 [m. 1912] de Balkan harbi bozgunu oldu. İki büyük kıt'a ile ilişiğimiz kesildi. Afrikada birmilyonikiyüzbin kilometre kare, Rumelide ikiyüzelli bin kilometre kare yerimiz elden gitdi. Birinci cihan harbinde de, birmilyon kilometre kareden fazla toprak gayb oldu. Koca imparatorluk yağma edildi. Bu felâketlere, ittihâd ve terakkinin, gafil, câhil, fırkacı, inâdcı idaresi sebeb oldu). Birinci cihan harbine Osmanlılar üçmilyon askerle katıldı! Bir milyon zâyı' eyledi. Bunun dörtyüzbini cebhede şehîd oldu. Müttefiklerin mevcudu yirmiüç milyon olup, onbeşbuçuk milyon zayı'ât oldu. Bunun üçbuçukmilyonu cephede öldü. Düşman orduları mevcudu, kırküç-milyon idi. Bunların yirmiüç milyonu zâyı' oldu. Yalnız beşbuçukmîlyonu cebhede öldü.

Sultân Hamîdi tahtından indirenler, sonunda memleketi düşman çizmelerinin altında bırakarak kaçdılar. İlk olarak, Enver paşaTal'at paşa, doktor Behâeddîn Şâkir, doktor Nâzım, 30 Ekim 1918 de Mondros mütârekesini imza etdikden bir gün sonra, gece yarısı kaçdılar. Tal'at paşa [m. 1921]de kırkdokuz yaşında Ber­lin'de, Enver paşa kırk yaşında [m. 1922] de Türkistânda, Cemâl paşa da [m. 1922] de elli yaşında Tiflisde öldürüldüler. Avrupadaki mason locaları, bu başarılarını, uzakdan keyfle seyr ediyorlar, islâmiyyeti yok etmek için, yeni plânlar hazırlıyor­lardı. Masonlar, ittihâdcılara yapdırdıkları bu cinayetleri, Midhat paşa ve arka­daşları gibi maşalarla, dahâ otuzbir yıl önce ve pek kıyasıya yapdıracaklardı. Fekat, çok akıllı zekî, ileriyi görüşü keskin ve tâm müslimân olan ikinci Abdülhamîd hân, bunu anlamış, bu felâketleri önlemiş, islâm âlemine se'âdet, huzur sağlamışdı. Masonların bütün hîle ve oyunlarını alt üst etdiği, mason uşaklarını darma dağınık ederek, islâmiyyeti kuvvetlendirdiği için, bu yüce hâkâna, kızıl sul­tân, korkak, zâlim gibi ismler takdılar. Böylece gençleri aldatmağa, onun sevgi­sini, büyüklüğünü gönüllerden çıkarmağa uğraşdılar.

(Türkiye târihi)nde diyor ki, (İkinci meşrûtiyyetden sonra gelen yeni rejim, ikinci Abdülhamîdi mahkûm etmiş, hattâ bugüne kadar, bu hükümdarın lehinde, hattâ tarafsız yazmak ve konuşmak, istikbâl için tehlükeli sayılmışdır. Bunun bir sebebi, ikinci Abdülhamîdin, asla mürteci' olmamak şartı ile, muhafazakâr ol­ması ve imperatörlüğü otuz yıl şahsen muhafazakâr bir siyâsetle idare etmesi­dir. İkinci Abdülhamîd düşdükden sonra gelen bütün rejimler birbirinden inkılâbcı oldukları için, tabî'atiyle bu hükümdarın muhafazakârlığını beğenmemek duru­munda kalmışlardır. Ancak târîh, siyâset değildir. Günün modasına göre söyliyen, yazan kimse, tarihçi değildir. Çünki, siyasî rejimler ve fikr modaları dâima değişir. Yakın mâzîyi halka fena tanıtmak gibi hissî görüş, ilmî tedkîk yapılma­sına mâni' olmakdadır. Ba'zı sathî görüşlü kimseler, günlük oluşları küçültür, gölgede bırakır diye, eski kahramanları küçültürler. Târihî realiteden korkmak ma'nâsızdır. Türkiyede, yine de, ikinci Abdülhamîd aleyhindeki yalanları nakl et­mek modası yürürlükdedir. Bir kısm yazarlar, iktidarın düşündüğü gibi düşünmek [ve yazmak] hastalığından kendilerini kurtaramamışlardır.

13 Şubat 1295 [m. 1878] gününe kadar ikinci Abdülhamîdin saltanatının ilk bir yıl, beş ay ve onüç günü, bu hükümdarın şahsî idaresi ile ilgisizdir. Şahsî-idaresi 13 Şubatda başlar. 7 Zilhicce 1293 ve 23 Kânûn-i evvel [Aralık ayı] 1876 günü birinci meşrûtiyyet i'lân edildi. İlk millet meclisi 19 Mart 1877 de açıldı. Ana­yasayı hazırlayanlardan Midhat paşa, bir hukukçu değildi. İkinci Abdülhamîd hân hatıratında diyor ki:

Midhat paşa, öteden beri meşrûtiyyet tarafdârı idi. Lâkin ismini ve ba'zı kitâblardamedhini işitmekle hâsıl olmuş bir tarafdardı. Hiçbir devletin Kanûn-i esasisini tedkik etmiş ve bu bâbda esaslı fikr edinmiş değildi. Rehberi, nâfi'a müsteşarı Odyan efendi idi. Odyan efendi ise o zeman bile bizde mümtaz hukukçulardan değildi. Hele memleketi hiç bilmezdi. Zan ederim bu vukufsuzluk, Midhat paşa ile Tâif kalasına kadar beraber gitdi.

Midhat paşanın başkanlığında, Ziya beğ [paşa] ile Nâmık Kemâlin de katıl­dığı bir hey'etin hazırladığı Anayasanın 113.cü maddesi, hükümdara bir şahsı sürmek hakkını vermişdi. Bu maddeyi Midhat paşa, mahsûs koydurdu. Çünki, ölünciye kadar iktidarda kalmağı umuyordu. Bu madde ile, muhaliflerini sürmek istemişdir. Nitekim birkaç devlet adamını surdu. İkinci Abdülhamid hân, muhâkemesiz sürülmenin tanzimâta aykırı olduğuna dikkati çekdi ise de, Midhat paşayı ikna' edememişdi. İşte Midhat paşa, böyle bir meşrûtiyyet kahramanıdır. Midhat paşa, Anayasaya, herkesin kendi dili ile konuşabileceğini koydurmak istemiş, fekat Sultân, bu maddeyi kaldırmışdır. Midhat paşa, Sultânın bütün selâhıyyetini yok etmek için, Anayasayı büyük devletlerin kefaletleri altına koymak istemişdir. Türk devletinin istiklâlini yok edecek bu feci' madde de kabul edilmemişdir. Midhat paşa, Rusya, ile harb etmek için, Bâb-ı âlîde nutklar çekdi. Medrese talebesini ayaklandırarak, harb lehine nümâyiş yapdırdı. Bunlar, Sultânın pen­ceresi altında bile harb diye bağırdılar. Harb olursa, İngilterenin yardım edece­ğine İnanıyordu İçki sofralarında, Cumhûriyyet i'lân edip, üçüncü Napolyon gibi, Cumhurbaşkanı, sonra imperatör olacağını söyledi ve niçin Âl-i Osman olur da, Âl-i Midhat olmaz dedi. İşi dahâ ileri götürerek, husûsî asker yazmağa kalkışdı. Bu yeni asker, Millet askeri nâmı ile yeni bir ordu teşkil edecek ve Midhat paşa­nın emrinde olacakdı. Hıristiyan ve Müslimânlardan gönüllü yazılanlar, başku­mandanları Midhat paşa lehine yürüyüşler yapıyorlar, İstanbolda huzuru bozuyorlardı. Yeniçeri ocağı hortluyordu. Midhat paşa, milliyyetçiliğe uymıyan hare­ketlerde de bulundu. Bosnada, Türk bayrağındaki ayyıldız yanına bir haç eklen­mesini emr etdi. Devlet bayrağının, bir eyâletde olsa bile, sadr-ı a'zam emri ile değiştirilmesi de, Midhat paşanın demokrasi anlayışına parlak bir örnekdir. Bu haçlı Türk bayrağını taşıyan bir tabura İstanbolda geçid resmi bile yapdırdı. Bü­tün bu sapıklıkları, ikinci Abdülhamid hânın sabrını taşırarak, 5 Şubat 1877 de sadr-ı a'zamlıkdan azl etdi. Kendi arzusu üzerine İzzeddîn vapuruna bindirilerek İtalyaya gönderildi. Eline de beşyüz altın verildi. Bir sene, sekiz ay çeşidli şehirleri gezdi. İngilizlerle halîfeye karşı anlaşmalar yapması üzerine, yurda çağrıldı. İki ay Giritde, Hanyada oturdukdan sonra, 1295 [m. 1878] son ayında Suriye va­lisi, 4 Ağustos 1297 [m. 1880] de Aydın vâlîsi yapıldı. Burada iken 16 Mayıs 1298 [m. 1881] de, Yıldızda muhakeme edilmek için tevkif emri verildi Fransız konso­losluğuna sığınarak kendisini lekeledi. Fransız sefirinin emri ile halîfeye teslim edildi. Mahkemenin i'dâm karârını halîfe, müebbed habse çevirip, 28 Temmuzda İzzeddîn vapuru ile, Rüşdü, Mahmûd ve Nuri paşalarla ve Hasen Hayrullah efen­di ile birlikte Taife götürülüp habs edildiler. 6 Mayıs 1301 [m. 1883] de Mahmûd Celâleddin paşa ile, askerler tarafından boğulup öldürüldüler. İngiltere [hilâfeti kaldırmak, islâmiyyeti parçalayıp yok etmek için Midhat paşayı maşa olarak kullanacakdı. Bunun için] onu kurtarmağa karâr verdi. Kızıldenizdeki bir harb ge­misine bu vazifeyi verdi. Paşaların, İngilizler tarafından kaçırılacağını anlıyan hîcâz vâlîsi müşîr Osman Nûrî paşanın emri ile öldürüldüğü sanılmakdadır). (Yeni Türkiye târihi)nin yazısı temam oldu.

Kaynaklar:

Yeni Türkiye Tarihi, Yılmaz Öztuna

Eshâb-ı Kirâm Kitabı 5. Baskı Sayfa 131-137