Son İmparatorun Acıklı San Remo Günleri

Vahideddin.Han

Geçenlerde yolumu San Remo’ya düşürdüm. Çokları İtalyan Rivyerası’nda küçük şirin bir Akdeniz şehri olan San Remo’yu burada tertiplenen bir müzik festivali ile tanır. Halbuki burası yakın tarihimizin en acı sayfalarının cereyan ettiği bir şehirdir. Sultan Vahîdeddin, ömrünün son günlerini burada geçirmiş; burada vefat etmiştir. 

İtalyan Rivyerası’nda küçük şirin bir Akdeniz şehri San Remo. Yeşilliği ve güzel denizi ile sayfiye hüviyeti öne çıkıyor. Vaktiyle Avrupa’daki siyasî çalkantılar sırasında, memleketinden ayrılmak zorunda kalan çok sayıda soylunun da sığınağı olmuştur. Bu kederli misafirler arasında iki de Şark hükümdarı vardır: İran Şahı Muhammed Ali Kacar ve Son Osmanlı imparatoru Sultan Vahîdeddin. Her ikisi de son günlerini bu şehirde geçirdi. Son nefesini de burada verdi. Bir bakıma San Remo, Osmanlı ve İran tarihindeki bir devrenin son sayfasıdır. 

Sultan Vahîdeddin, 17 Kasım 1922’de Ankara’daki mecliste vatana hıyânetle itham olunduğunu öğrenmesi üzerine 10 yaşındaki oğlu Ertuğrul Efendi ve 9 kişilik sâdık bendegânı ile İstanbul’u terkederek Malta’ya gitti. Burada bir-iki ay kalabildi. Mekke Şerifi Hüseyn Paşa’dan vâki davet üzerine hac yapmak maksadıyla Hicaz’a gitti. 12 gün Taif’de kaldı. Hummaya yakalandı. Filistin’e yerleşmek istedi; Ankara ile anlaşan ve artık bu misafir yüzünden tatsızlık yaşamak istemeyen İngiltere izin vermedi. Padişah, hakkındaki ithamlara cevap veren meşhur beyannamesini burada neşretti.

 Padişahın bindiği gemi Hicaz’dan ayrılıp İskenderiye önlerinde demirledi. Mısır’a yerleşmek istedi. Ama öteden beri Osmanlı hanedanına husumeti bulunan Kral Fuad, oralı olmadı. Padişah çaresizlik içinde iken, İskenderiye’deki İtalyan konsolosu gemide kendisini ziyaret ederek, İtalya kralının selâmını getirdi. Kral, padişahı ülkesine davet ediyor; kendisine dilediği sarayda oturmak ve aylık tahsisat ödemeyi taahhüd ediyordu. Padişah, daveti kabul etti; ancak saray ve tahsisat teklifini “Müslümanların halifesi, bir Hristiyan hükümdardan yardım alırsa, bu müslümanları rencide eder” diyerek geri çevirdi.

Kral Vittorio Emanuelle, veliahd iken İstanbul’a gelmiş; refakatine o zaman şehzade olan Vahîdeddin efendi tahsis edilmiş; ikisi arasında bir dostluk teşekkül etmişti. Tam o sırada babasının vefat haberini alan prens, kral olarak ülkesine döndü. Vefa göstermek, bir Hristiyan krala nasip oldu. Padişahı Cenova limanında Kral ve başvekil Mussolini karşıladı. Sonra trenle İtalya’nın Fransa hududuna yakın sahil şehri San Remo’ya gelip yerleşti. Buranın havası mutedil ve Fransa’daki kızkardeşi Mediha Sultan’a da yakındı. İran Şahı da burada sürgündü. Vaktiyle padişahı halife tanıyarak kızı Sabiha Sultan’ı isteyen, ama bu teklifi kabul olunmayan Şah, San Remo’da vefat etti. Sultan Vahîdeddin, aynı kaderi paylaşan mevkidaşının cenazesine iştirak etti. Enteresandır, Şahın cenazesi de gemiyle Şam’a, buradan Bağdad’a götürülüp Kerbela’da defnedilmiştir. 

Padişah, önce ana cadde üzerinde Villa Nobel’i tuttu. Burası meşhur ilim adamı Alfred Nobel’in eviydi. Tropik ağaç ve çiçeklerle süslü küçük bahçe içinde mütevazı bir evdi. Bugün orijinal hâliyle mevcuttur ve Nobel Müzesidir. Bu küçük evde, saray teşrifatı aynen devam ediyor; gidip gelenin ardı kesilmiyordu. Padişah, kendisi yüzünden vatanından ayrı kalan bu insanları teselli etmek mecburiyetinde hissediyor, kendilerine para veriyordu. Ortalık yatışınca, memleketine döneceği inancını hâlâ muhafaza ediyordu. Halkının, Osman Gazilerin, Sultan Fatihlerin vârisine yaptığı muameleden pişman olacağına inanıyordu.   

Büyük skandal

1924 Mart’ında hanedanın tamamı sürgün edilip, ailesi de gelince, memleketine dönme ümidini tamamen kaybetti. Villa Nobel, kalabalık nüfusa yetmez oldu. 1925 yaz başında yolun karşısındaki Villa Magnolia’ya geçildi. Geniş bahçesinde çeşitli çiçek ve ağaçların bulunduğu ve manolya kokusundan dolayı bu ismi alan villanın kapısında iki jandarma bekliyordu. Sakal bırakan padişah, artık iyice inzivaya çekilmişti. Kocası Damad Ferid Paşa’nın ölümü üzerine ailesiyle yanına taşınan kızkardeşi Mediha Sultan’la saatlerce dertleşirdi. “Tek tesellim” dediği sigarayı arttırmıştı.

San Remo sosyetesinin en büyük merakı ise sultanın haremi idi. Bazı hanımlar ziyarete geliyor; hemen hepsi Fransızca bilen harem halkının zarafet, nezâketi ve kültürü karşısında hayranlıklarını gizleyemiyordu. Padişah ve ailesi ile yaverlere İtalyan hükümeti pasaport vermişti. Kral ve başbakan Mussolini bir ara San Remo’ya gelerek gazinoda Sultan ile görüştü. Ankara, hiç gereği yokken, sırf padişahı tarassut altında tutmak üzere Cenova’da konsolosluk açtı. Aslında padişahın doktoru Reşad Paşa, Ankara’nın casusu sıfatıyla, olup bitenleri rapor etmeye memurdu. Öyle ki, vicdan azabı sebebiyle San Remo’da intihar etmiştir. 

Padişah, burada çok büyük maddî sıkıntı ve hayal kırıklığı içinde yaşadı. Yanında götürdüğü 35 bin lira ve mücevherlerin hepsi satıldı. Sıra hanedan nişanına gelmişti. Padişah, bunun mücevherlerini sökerek kuyumcuya gönderdiğinde asıl hayal kırıklığını yaşadı. Bunlar daha önce bendegân tarafından sökülüp satılmış; üzülmesin diye de padişahtan saklanmıştı. 1926 senesinde yağmurlu bir Mayıs gecesi, ailesiyle sohbet ederken,  “Yatsı namazını kılıp gelin; devam edelim” dedi. Gelenler, kendisini oturduğu koltukta sekte-i kalbden vefat etmiş buldular. Koca bir imparatorluğun vârisi, üçyüz milyon müslümanın halifesi, bu dünyanın sıkıntılarından kurtularak, Rabbine kavuşmuştu. Cenaze, bendegân tarafından techiz edildi. Bir tabut içinde evin avlusuna kondu. Ölüm bir kurtuluştur. Ya geride kalanlar? Cenaze nereye defnedilecek? Derken, esnafa olan 60 bin liretlik borç sebebiyle, padişahın tabutuna ve evdeki eşyasına alacaklılar tarafından haciz konuldu. Bu büyük bir skandal demekti.

Padişahın hususi çekmecesinde 17 çeyrek lira, bir de pırlantaları sökülmüş nişan çıktı. Bütün serveti bu idi. Bendegân, tabutu gizlice açıp, cenazeyi başka bir tabuta koyarak evin arkasındaki mutfak kapısından otomobille kaçırdılar. Yakındaki Cenova’ya, buradan da gemiyle Beyrut’a götürdüler. Ev ve boş tabut bir ay hacizli kaldıktan sonra padişahın, yakındaki Nice şehrinde yaşayan kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borcu ödedi ve haczi kaldırdı. İtalyan hükümetinin yaptığı otopsinin parası da ona ödetildi. Bu zaman zarfında San Remo halkı, padişahın tabutu önünde saygı duruşunda durdular.

Bu arada zaman uzamış; yaz sıcağı sebebiyle cenaze taaffün etmeye başlamıştı. Sultan Hamid’in eski damadlarından Ahmed Nâmi Bey, o zamanlar Fransa işgali altındaki Suriye’nin reisicumhuru idi. Onun delâletiyle cenaze Şam’a getirildi. Neredeyse bütün Şam halkının iştirak ettiği kalabalık bir merasimle Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı câminin bahçesine defnolundu. Padişahın vasiyeti de bu merkezde idi. Daha sonra hanedandan vefat edenlerin de gömülmesiyle burası bir aile kabristanı hâlini aldı. Son padişahın kabri, insana aynı zamanda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun da gömüldüğü yer hissini vermektedir.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci

Türkiye Gazetesi / 18 Haziran 2014 Çarşamba